Anne-Baba Sevgisinin Çocuğun Özgüvenindeki Önemi

       Hiç düşündünüz mü çocuklar neden bali çeker ya da eroin vb. şeyler? Dilerseniz görünce korkarak kaçtığımız o çocukların o gençlerin yanına gidince bir kaç dakika sohbet edin. O zaman şu anlaşılıyor ki anne-babasına sımsıkı sarılıp da onları koklayamayan çocuklar çareyi bu tür şeylerde arıyor. Akşamları köprü altında o kadar derinden çekiyorlar ki baliyi, keşke diyorlar belki keşke annem babam olsa da onlara sarılsam onları koklasam.

       Evet, bazen çocuklarımızın bizden çok şeyler istediğini düşünürüz belki ama onlar sadece sıcacık bir kucak bir nefes yürekten gelen bir "seni çok seviyorum yavrum" sözüdür.

       Çocuklarımızın maddi ihtiyaçlarını karşılarken bunların yanında manevi ihtiyaçlarını da göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Babasının işinden dolayı onu pek fazla göremeyen çocuğu bir gün babasına sorar: baba aylık kaç para alıyorsun? x lira. Peki günlük ne kadara denk geliyor? y lira. Peki saati kaç paraya denk geliyor? z lira. Ne oldu oğlum söylesene neden bunları soruyorsun?  Çocuk harçlıklarından biriktirdiği bir miktar parayı cebinden çıkarıp şunu alıp sadece benim için beş dakikanı ayırır mısın, der?

       Bazen bunu fark etmeden çoğumuz yapıyoruz, ailemiz için gereken vakti onlara ayırmıyoruz. Sonra da diyoruz ki benim çocuğumun neden kendine güveni az. İşte bunun esas sorumlusu biziz.

       Bir anne-babanın çocuğuna verebileceği öz güveni ve sevgiyi kimse onlar kadar veremez. Bir insanın üç öğün yemek yemeye ihtiyacı olduğu gibi  beş defada kucaklanmaya sevildiğini söylenmeye ihtiyacı vardır.

       Onlara bu fedakârlıkları yapmak da oldukça bonkör olmamız gerektiğini düşünüyorum.

 

Zor Benim İşim İmkânsız Zannedilenler  Biraz Zamanımı Alır

          Bir söz vardır: "Türk gibi başla gavur gibi bitir" biz bir işe hemen başlarız öz güvenimiz gerçekten fazladır; ama her nedense alt yapıyı oluşturmada da maymun iştahlıyızdır. Bir de başladığımız bir işi sonuna kadar götürmek için pek istikrarlı hareket etmeyiz.

         Fakat şunu çok iyi biliyoruz ki, insan istedikten, inandıktan ve gerekli uygulamaları yaptıktan sonra üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yoktur. Hele insanın beklenmedik bir anda beklenmedik bir iş bir olay ya da beklenmedik bir engelle karşılaştığımız zaman  imkânsız kanısını koyuyoruz ve pek bir şeyin kalmadığını düşünüyoruz.

        İşte her şey o zaman başlamıştır. Bir iş veya herhangi bir şey bir insan tarafından yapılmışsa bunu demek ki bizde yapabiliriz.  Tek sorun yöntemini bilmemizde kalır. Özel eğitime muhtaç  bütün bireyler için de bu geçerlidir.

         Bu mücadeleye başlamak o işin yarısını bitirmek demektir. Yöntemi o alanın uzmanından öğrenildiği sürece herkes, her şey yada her olay için yapılması gereken bir şeyler vardır.

         Unutmayalım ki aynı duyguyu paylaşanların başaramayacağı hiç bir şey yoktur. Yeter ki onlarla; onlar gibi düşünelim. Her insan bir özürlü adayıdır. Onları kucaklayıp günlük hayatta her şeyleriyle kabullenmeliyiz diye düşünüyorum.

        Başarı bir ekip işidir, anne-baba, uzmanlar ve öğrenciler eşgüdümlü hareket ederlerse aşılamayacak engelin olmadığını düşünüyorum.

         Hayatta imkânsız diye bir şeyin olmadığına dair o kadar çok örnek var ki yeter ki onlardan gerekli ölçüde model alalım.

 

MUTLU OLMAK ASLINDA ÇOK KOLAY

             İNSANLAR HEP GEÇMİŞİN PİŞMANLIĞI VE GELECEĞİN KAYGISIYLA ANINI MAHVEDER. MUTLULUĞU DA HER ZAMAN UZAKLARDA ARARIZ. HAYAT HEP AYNIDIR BİLİYORMUSUNUZ SADECE BİZİM ONA BAKIŞLARIMIZ ANLAM KATAR. YANİ DÜNYA BİZİM GÖRMEK İSTEDİĞİMİZ GİBİDİR.

           GÜZEL BAKAN GÜZEL GÖRÜR. NEDENSE HEP YANLIŞ TARAFA BAKIYORUZ. HER HANGİ BİR OLAY, KİŞİ, YER VB. DURUMLARA KARŞI ÖN YARGILARIMIZ VARDIR. KENDİMİZCE SINIRLARIMIZ VARDIR. İŞTE ESAS MESELE DE BUDUR. ÖN YARGILARIN OLUMSUZ OLMASI.

          HER ZAMAN OLUMLU OLMAYABİLİR. AMA OLUMSUZ BİR OLAYA OLUMLU YAKLAŞMAKLA; OLUMLU BİR OLAYA OLUMSUZ YAKLAŞMAK ARASINDA DAĞLAR KADAR FARK VARDIR. YANİ BİR KİŞİ YADA OLAY HAKKINDA  ÖN YARGIDA BULUNACAĞIMIZDA OLUMLU YAKLAŞMAMIZ BİZE HER ZAMAN ARTI SAĞLAYACAKTIR. ÖRNEĞİN BİR KİŞİYLE YENİ TANIŞIRKEN HERKEZİN İLK 3-5 DAKİKADA BİR ÖN YARGISI OLUŞUR. İŞTE BU ÖN YARGI OLUMSUZ OLURSA VE SONUÇTA YANLIŞ ÇIKARSA  YIKIM YARATIR. AMA BU ÖNYARGI OLUMLU OLURSA VE YİNE YANLIŞ ÇIKARSA YİNE YIKIM YARATIR FAKAT ÖNCEKİ DURUMDAN %50 KADAR BİR KARIMIZ OLACAKTIR.

           BİR YERE GİDERKEN BİRİYLE TANIŞIRKEN YADA BİR OLAYI YORUMLARKEN HERZAMAN OLUMLU ÖN YARGI OLUŞTURMAYA ÇALIŞIRSAK HAYATIMIZDA BAZI ŞEYLERİN DAHA İYİ GİDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

           İNSAN ENERJİSİNİN % 35 İ GEÇMİŞTEKİ KEŞKELERDE;   %35 İ GELECEKTEKİ KAYGILARDA; %30 U DA ŞİMDİYE KALIYOR.

           İŞTE İNSANIN ANINI ÇALAN ŞEYLER BU KELİMELERLE BAŞLAYAN CÜMLELERDİR. YAPMAMIZ GEREKEN ŞEY İSE ÇOK KOLAYDIR. GEÇMİŞTE BİR KILASÖR AÇIP YAŞADIĞIMIZ PİŞMANLIKLARI ORAYA ATMAK. SADECE GEREKTİĞİNDE ONLARI ORDAN ÇIKARIP KULLAMAK. VE GELECEKTE İSE BİR HEDEF BELİRLEMEK NET BİR HEDEF BİR AMAÇ OLUŞTURMAKTIR.

         HAYATTAN BİR BEKLENTİSİ OLAN İNSANLAR MUTLUDURLAR. ÇÜNKÜ BİR UMUT OLMALI ULAŞILMAK İSTENE BİR ŞEYLER OLMALI VE BUNLAR SÜREKLİ YENİLENMELİDİR. HAYATIMIDA KÜÇÜK KÜÇÜK HEDEFLER OLUŞTURMALIYIZ. BİRİ BİTİNCE DİĞERİNE BAŞLAYACAĞIMIZ HEDEFLER.

         SABAH KALTIĞIMIZDA GÖKYÜZÜNE BAKIP, KUŞLARA BAKIP AĞAÇLARA İNSANLARA BAKIP BİR GÜNAYDIN DEMEK BİLE GÜNE ZİNDE BAŞLAMANIN EN KOLAY ŞEYLERİNDEN OLSA GEREK.

       ÇOCUKLAR DÜNYANIN EN MUTLU İNSANLARIDIR; NEDENİ DE NE GEÇMİŞ NE DE GELECEK DÜŞÜNCESİ VARDIR, SADECE O ANDA NEYLE İLGİLENİYORSA ONU DÜŞÜNÜR. ETRAFLARINADA NEŞE SAÇARLAR ÇÜNKÜ HEP DOĞALDIRLAR. MASKE TAKMAZLAR.

        KISACASI ANIMIZI, GEÇMİŞİMİZİN VE GELECEĞİMİZİN MAHVETMESİNE İZİN VERMEDEN GÜZEL VE İYİ DÜŞÜNCELERLE MUTLULUĞU KOLAYCA ELDE EDEBİLİRİZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM. BİRDE ÇOCUKLARI NBU KONUDA MODEL ALARAK; SAF VE DOĞAL OLARAK.

 

HIZLI OKUMAK

HIZLI OKUMA 1945 YILINDA İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA HIZLI GEÇEN UÇAKLARIN KİMLİĞİNİ TESPİT ETMEK AMACIYLA ORTAYA ÇIKMIŞTIR. İLK OLARAK FIRANSA'DA OKULLARDA DERS OLARAK OKUTULMAYA BAŞLAMIŞ.

           ÜLKEMİZDE HIZLI OKUMA 20 YILDIR VAR; ANCAK İLGİ YOK. NİYE DERSİNİZ ÇÜNKÜ BİZİM BİR SORUNUMUZ VAR: OKUMAMAK. BİR ARAŞTIRMAYA GÖRE ALMANYA'DA GÜNLÜK ORTALAMA KİTAP  OKUMA ORANI 24 DAKİKAYKEN ÜLKEMİZDE BU ORAN GÜNLÜK ORTALAMA 12 SANİYE. BU DA ŞUNU GÖSTERİYORKİ GÜNLERDİR, HAFTALARDIR HATTA AYLARDIR ELİMİZE KİTAP ALMADIĞIMIZ ZAMANLAR OLUYOR.

           BİR PSİKOLOJİK DANIŞMAN OLARAK GÖRÜŞTÜĞÜM DANIŞANLARA BİBLİYOTERAPİ YÖNTEMİYLE OLDUKÇA FAYDALI OLDUĞUMU İDDİA EDEBİLİRİM. YANİ SORUNLARLA BAĞLANTILI KİTAP ÖNEREREK DANIŞANIN KİTAP OKUMASIYLA KENDİ SORUNLARINI DAHA İYİ ÇÖZDÜĞÜNÜ DÜŞÜNÜYORUM.

          "KİTAP OKUMAYA ZAMAN AYIRAMIYORUM!" VEYA "KİTAP OKUMAK İÇİN ZAMANIM YOK!" HEPİMİZ ÇOK İYİ BİLİYORUZ Kİ, EDİSON, İBNİ SİNA, MEVLANA VB. BU İNSANLARIN BİR GÜNÜ DE 24 SAATTİ BİZİM DE BİR GÜNÜMÜZ 24 SAAT. ZAMAN AYNI, SAAT AYNI SAAT NEDEN ONLAR HER ŞEY İÇİN ZAMAN BULMUŞKEN BİZ BULAMIYORUZ. YADA NEDEN ONLAR ONLAR GİBİ BAZI ŞEYLERDEN FEDAKARLIK YAPMIYORUZ.

           EVET İLK ÖNCE ODAK NOKTAMIZI DEĞİŞTİRİP NETLEŞTİRMELİYİZ. ÖNCELİKLE NİÇİNLERİMİZ OLMALI, HEDEFİMİZ OLMALI DİYE DÜŞÜNÜYORUM. ÇOĞUMUZ NEYİ NEDEN YAPTIĞININ BİLİNCİNDE DEĞİL. HEDEF BELİRLEMEDE VE BU HEDEFE PLANLI GİTMEDE BİRAZ EKSİĞİMİZ VAR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

           HIZLI OKUMAK İÇİN 3 ŞEYE İHTİYACIMIZ VAR: İLK OLARAK GÖZ KASLAIMIZI GELİŞTİRMELİYİZ,DAHA SONRA KISA SÜRELİ HAFIZAMIZI GELİŞTİRMELİYİZ VE SON OLARAK GÖRME ALANIMIZI GENİŞLETMELİYİZ.

           ASLINDA ARTI SAĞLAMAKTAN ÇOK BAZI ŞEYLERİ ÇIKARAK DAHA HIZLI OKUYABİLİRİZ. YANİ HIZLI OKUMAMIZA ENGEL OLAN FİRENLERİMİZ VARDIR. MESELA BAŞIMIZI HAREKET ETTİRMEMİZ, DİŞ VE DUDAK KIPRDAMALARI, İÇTEN SESLENDİRME, PARMAKLA TAKİP,GERİYE DÖNÜŞLER YAPMAK GİBİ. İŞTE HIZLI OKUMANIN PÜF NOKTALARI BUNLARDIR.

         AYRICA BLOK OKUMA, SIÇRAMALARI GENİŞ TUTMA VE AKTİF GÖRME ALANINI GENİŞLETMEK VE BUNLARI TEORİDE DEĞİLDE UYGULAMADA GERÇEKLEŞTİRMEK GEREKMEKTEDİR.

 

SAĞLAM AİLE İLİŞKİLERİ

En güçlü kasımızın dilimizde olduğunu biliyor muydunuz; hem de kemiği olmadan. İşte dilimiz, bütün ilişkilerin ve iletişimlerimizin sağlamlığındaki en önemli şeydir.

          Yaptığım aile danışmanlığında karşılaştığım sorunların yarısından fazlası iletişim probleminden kaynaklanıyor. Örneğin geçenlerde aralarında tartışan bir çift geldi. Tartışmanın nedeni neymiş biliyor musunuz, telefonun şarjının bitmesi. Eşiyle telefonda görüşürken söyleyecekleri bitmeden şarjı bitmiş; oda suratıma telefonu kapattın diye sitem etmiş ve olay oturup konuşmadıkları için büyümüş.

         İletişim gerçekten de bir ailenin sağlam ilişkiler yürütmesinde gerçekten çok etkili diye düşünüyorum. Herhangi bir sorunu büyümeden kendi aralarında zaman geçmeden oturup konuşmaları  bir ailenin sağlam ilişkiler kurmasında oldukça etkili olmaktadır.

         Bir de düşünce biçimlerinin etkili olduğunu düşünüyorum. Yani çiftin birisi görsel birisi işitsel veya dokunsalsa iletişim sorunu yaşanmaktadır. Bu gibi durumda bireyler karşı cinsinin, çocuğunun veya anne babasının düşünce biçimini (görsel, işitsel, dokunsal) göz önünde bulundurarak iletişim kurmaya özen gösterilmelidir. 

         Evet kısacası sağlam bir ilişkinin altında düzenli bir iletişim ve düşünce biçimlerinde karşılaşılan farklılıkta doğacak olan hoşgörü yatmaktadır. Yani şu soruları sormalıyız bir birimize; nerde, ne zaman, nasıl... Ve bunların cevaplarını alana kadar kendi aramızda tartışmalıyız ve uzlaşmalıyız.

 

HER ZAMANKİ GİBİ HARİKAYIM

          Her gün klasik yaptığımız, alışkanlık haline gelmiş söz ve davranışlarımız vardır: nasılsınız sözü veya öpüşmek, tokalaşmak gibi... Bir gün bir hocamızın davranışı çok ilgimi çekmişti. Her gün nasılsınız hocam diye sorduğumuzda "Her zamanki gibi mükemmelim" diye cevap verirdi. Aradan belli bir zaman geçti ve ben dayanamadım sordum: Hocam neden böyle cevap veriyorsunuz? " İyi görünmek için iyiyim demek, büyük olmak için büyük konuşmak gerek" demişti.

         Evet gerçektende insanın beyniyle fizyolojisi eşgüdümlü çalıştığı için, beynimizden çıkan emirleri vücudumuz gerçekten de dışa yansıtıyor. Yani bir insan güne nasıl başlarsa o güne genellikle o şekilde devam ediyor.

        Yolda sokakta herkese merhaba, günaydın, iyi akşamlar, nasılsınız... gibi terimlerle yaklaşmak gerçekten de insanın o günkü performansına yansıyor. Sokağı temizleyen görevliye "merhaba sizin sayenizde gerçekten her taraf ter temiz, kolay gelsin" demek o insanın insanın bir gününün çok iyi geçmesine neden olacağına emin olabilirsiniz.

        Bunun adına psikolojide hipnotik dil diyoruz. bu dili önce kendi hayatımızda sonra da çevremizdekilere karşı kullandığımızda gerçekten de olumlu mesajlar alabiliriz.

       Evet kısacası iyi görünmek ya da görmek için iyi düşünmeli ve iyi şeyler söylemeliyiz. İnanın insanın diliyle çözemeyeceği şey yoktur, yeter ki yöntemini bilsin.

 

ANNE - BABA - ÇOCUK İLETİŞİMİ

Klasik bir sözümüz vardır "daha çocuk" ;anne babanın gözünde çocuklar kaç yaşına gelirse gelsin her zaman çocuktur. Yani çocuklarımıza yaşına göre, yaklaşma tarzımızı gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de çocuklarımızın gelişim dönemlerini göz önünde bulundurmamız gerekir ki iyi bir iletişim halinde olalım. 

          Bir de bardağın dolu tarafından bakabilsek.

          Çocuk:Anne (baba) bugün okulda matematikten test olduk.

          Anne (baba) :Peki kaç soru vardı yavrum.

          Çocuk: 30 tane

          Anne (baba) : Sen kaç tanesini yaptın.

          Çocuk: 25 doğru 5 yanlış.

          Anne (baba): Yavrum neden 5 tane yanlış yaptın.

 

         Evet doğrularını ödüllendirmek yerine yanlışlarına bakmak kadar kötü bir diyalog çok nadirdir.  Bu tür iletişimler çocuklarda azmi düşürür ve " ya ne kadar çalışırsam çalışıyım olmuyor işte bizimkilere yaranılmıyor"  diye bir mantık yerleşir.

         Çocuklarımızla gerektiği yerde arkadaş gibi gerektiği yerde anne baba gibi konuşmalıyız. Burada şu 3 kavram çok önemli "nerde, ne zaman, nasıl" bunlar arasındaki dozajı iyi ayarlarsak etkili bir iletişim içinde olabiliriz.

         Kendimizi çocuklarımızın yerine koyup olaylara bazen onların penceresinden bakmamız gerekir. Onların maddi ihtiyaçlarını karşılarken manevi ihtiyaçlarını da göz ardı etmemeliyiz. İnsanlar biyo-psiko-sosyal özelliklere sahiptirler ve etkili bir iletişim için çocuklarımızın bu ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıyız.

 

BAŞARIDA REHBERLİĞİN ÖNEMİ

Rehberliğin öneminin yeni yeni başladığını düşünüyorum. Türkiye birincisinin basın açıklamasında "başarımı monoton olmayan ve sistemli bir rehberliğe borçluyum" demesi beni bir Psikolojik danışman  olarak inanın gururlandırdı. 

          Öğrenci derslerin bütün konularını teorik olarak çalışıp hallediyor fakat iş uygulamaya gelince durumlar değişiyor. Çok özür diliyorum ama ben bu tip öğrencileri kitap yüklü eşeğe benzetiyorum; bilgi var ama uygulanmadığı için bir işe yaramıyor.

          ÖSS sınavı olsun OKS sınavı olsun hemen hemen bütün sınavlar yıllarını verip de saatlerle geleceğin belirlendiği sınavlardır. Onun için teorinin yanında uygulamanın da çok iyi olması gerekir diye düşünüyorum. Öğrenciler bu durumda uzmanlar tarafından bir cep telefonu gibi zaman zaman şarj edilmesi gerekir diye düşünüyorum; çünkü bu iş motivasyon işi ve bu da zamanı gelince yenilenmelidir.

           Başarı bir üçgenin ortasındadır, yukarısında öğrenci, sağında öğretmen varsa solunda da veliler yer alır. Bunu üç bacağı olan bir tabureye benzetecek olursak, bunlardan biri olmadığı zaman veya zayıf olduğunda tabure ayakta durmayacaktır. Öğrenci başarısı bu üç önemli etmenin etkili iletişiminden doğmaktadır; bu da etkili bir yönlendirme ve rehberlikle olur. Dolayısıyla burada öğretmenlere ve velilere de çok iş düşüyor. Öğrencinin başarısızlığında kendilerine de pay çıkarmaları gerekir diye düşünüyorum.

          Kısacası rehberliğin başarıdaki payı oldukça fazladır; çünkü motivasyon işi süreklilik arz eden bir durumdur. Özelliklede bireysel görüşmelerin oldukça etkili olacağını düşünüyorum.

 

ÖSS VE OKS

         Bu sınavlar öğrencilerin geleceğini belirleyen sınavların en önemlileridir. Evet, geleceğini diyorum dolayısıyla titizlikle seçim yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu seçim yapılırken öğrencinin ilgi, yetenek ve değerlerinin seçeceği alan, okul ya da meslekle örtüşmesine çok dikkat edilmelidir.

        Bir insana yapılabilecek en büyük işkencelerden birisi sevmediği bir meslekte sevmediği işi yaptırmaktır. Dolayısıyla çocuklarımızın gerek alan seçiminde (sayısal, eşit ağırlık, sözel), gerek okul seçiminde gerekse meslek ve iş seçiminde uzmanlardan yardım almalarının daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.

        Genellikle anne baba çocuğunu kendi ilgi ve yetenekleriyle yönlendirme yapıyor. Yani kendine göre tercih yapıyor. Buna bir tür savunma mekanizması da diyebiliriz. Anne veya baba geçmişte olmak istediği şeyi (ben yapamadım bari sen yap) mantığıyla hareket etmektedirler.

        Kısacası öğrenci merkezli seçimlerin yapılması ve bunun için de uzmanlardan yardım alınmasını iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü bu gibi durumlarda çocuğa ilgi yetenek envanterleri uygulanır ve bunların ölçümleri sonucunda alan, okul ve bölümler tercih edilir. Bu konuda veli olarak hassasiyetli davranılmalı diye düşünüyorum.

 

Öğrenmeyi Öğrenme

        Herhangi bir işin veya herhangi bir şeyin çok iyi bilinmesi ve yapılması için ilk önce onu çok iyi tanımamız gerekir. Bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz ama, acaba öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini biliyor musunuz yani öğrenmeyi öğrendik mi?

       Temelde üç çeşit temsil sistemimiz vardır, yani dışardan gelen uyarıcıları algılama şeklimiz: görsel, işitsel ve dokunsaldır. Bunlardan her biri her insanda vardır; fakat kiminde görsellik, kiminde işitsellik, kiminde ise dokunsallık daha fazladır.

       Biliyor musunuz insanlar arasındaki iletişim bozukluğunun en önemli nedenlerinde birisi budur. Görsel bir kişiyle işitsel bir kişi eğer temsil sistemlerinin ne olduğunu bilmiyorsa biraz anlaşmakta sorun yaşarlar.

       Burada öncelikle öğretmenlerin bunları çok iyi bilmesinin iyi olacağını düşünüyorum. "şiiiiiii  olum dinlesene burayı,  yavrum buraya bak" diye bağıran öğretmenlerimiz  şunu çok iyi bilmelidirler ki her öğrencinin temsil sistemleri aynı değildir. Onun için mümkün olduğu kadar dersi sözel olarak anlatırken görsel materyalleri de kullanmalıdır, ayrıca deney vb. Durumlarla yaparak öğrenmenin ne kadar kalıcı olduğunu da göz ardı etmemeliyiz. Öğrenci bazen pencereden dışarı bakarak dalar gider, öğretmeni hemen uyarır; aslında öğrenci dışarı bakmıyordur görsel bir temsil sistemine sahiptir ve dinlediği şeylerin hayalini kurar veya fotoğraflarını oluşturur.

        Aynı durum  anne babalar için de çok önemlidir, çocuğunun nasıl öğrendiğini bilmez, üstüne üslük bir de kendisi hangi temsil sistemine sahipse çocuğuna o şekilde bir şeyleri öğretmeye çalışır.

      Gerek öğretmenler, gerekse anne babalar öncelikle kendi temsil sistemleri olmak üzere çocuklarının ve öğrencilerinin temsil sistemlerini bilmelidir.  Bu konuda psikolojik danışmanlardan yardım alınabilir.

       Yine aile ilişkilerinde de durum böyledir, karısı dokunsal olan bir eşin kapıdan girerken "merhaba hayatım nasılsın seni seviyorum canım çok özledim seni" , "ya hiçte öyle görünmüyorsun insan kapıdan girerken bir öper" bakın birisi işitsel birisi dokunsaldır.

       Beynimiz genellikle fotoğraf çekerek daha iyi ve kalıcı öğrenir. Herhangi bir şeyi çok iyi öğrenmek için onu kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya tekrarlar yoluyla atarız ve kalıcı olur. Bir de beynimizin bir zaafı vardır biliyor musunuz: insan beyni gerçekle hayali ayırt edemez biz ona ne gönderirsek onu alır ve onu yapmak için çalışır; bu ister olumlu olsun ister, olumsuz olsun.

        Ayrıca beynimiz tezatları, olumsuz şeyleri ve saçma şeyleri daha çabuk ve kalıcı öğrenir. Örneğin " on metre büyüklüğündeki bir karıncayı hayal etmeyin" desem bakın yanlış değil etmeyin dedim; ama eminim ki hemen aklınızda böyle bir şey canlanmıştır.

        Çocuklarımıza "çalış çalış" demek, inanın onların tam tersini yapmalarına neden olur. 3 yaşındaki çocuğunuz eline bir bardak aldığında "aman bardağı elinden hemen alın yere atıp kırabilir" ya zaten biz çocuğun aklında bile olmayan bardağı kırma eylemini ona söylüyoruz ve doğal olarak çocukta yapabilirsin dediğimiz her şeyi yapacağında bardağı yere atıp kırar.

       Kısacası beynimizin nasıl çalıtılığını, nasıl öğrendiğimizi bilmeden, temsil sistemlerimizi bilmeden sağlıklı bir iletişim sağlıklı bir öğrenme gerçekleştiremeyiz. Yine tekrarlamak istiyorum bu konuda uzmanlardan yani psikolojik danışmanlardan yardım alınmasını iyi olacağını düşünüyorum.

 

YANLIŞ UÇAK

         Uzun bir yurt dışı seyahatine gitmeyi planlıyorsunuz, uçak biletinizi önceden ayırttınız ve heyecanla bekliyorsunuz. Seyahate çıkmadan önce gideceğiniz ülke hakkında bilgi aldınız. Oranın dilinde  birkaç kelime ezberlediniz. Kıyafetlerinizi ayırdınız. Bütün hazırlığınızı o ülkede tatil yapmak üzere planladınız ve gitme vakti geldi. Heyecanlı bir şekilde uçağa bindiniz hayallerinize kavuşmaya saatler kaldı. Ve nihayet geldiniz yine heyecanla uçaktan indiniz, aman Allah’ım oda ne! Ben buraya gelmek istememiştim, benim biletim burası için değildi, planlarımı buraya göre yapmamıştım, ya ben böyle bir şey beklemiyordum! Bilet doğru planlar doğru her şey doğru fakat yanlış uçağa binmişsiniz. (alt:özel eğitim,prof. Dr. Ayşegül ataman)

        Evet yetersizliğe sahip anne ve babalarda da böyle bir duygu yoğunluğu yaşanıyor. Çocukları doğmadan önce aldıkları kıyafetler vb. Hazırlıklar ve en önemlisi beklentileri istedikleri gibi olmuyor. Önce kabullenememe duygusu ağır basıyor ama bu durumun ne kendilerinde ne de bir başkasından kaynaklanmadığının farkına varıyorlar.

       Her kez bir özürlü adayıdır; çünkü her an bir kaza sonucu bizde özürlü olabiliriz. Yetersizliğe sahip çocukların hepsi doğuştan gelmemektedir. Onun için birey olarak, anne baba olarak, toplum olarak çok duyarlı olmak durumundayız.

       1. Dünya savaşından önce özürlüler şehrin kenarında herhangi bir işte çalıştırılarak para kazanılan, başka bir işe yaramayan bireyler olarak değerlendiriliyordu. Fakat dünya savaşları sonunda o kadar gazi mayından, bombadan vb. Durumlardan özürlü hale geldi ki vatanları için bu duruma düşen bireylere gerekli değer verilmeye başladı.

        Kısaca şunu demek istiyorum hepimiz bir özürlü adayı olduğumuzu unutmamalıyız ve yetersizliğe sahip bireylere toplum olarak gerekli desteği vermeliyiz. Ayrıca yetersizliğe sahip aileler. Devletin rehabilitasyon merkezlerinde onlar için gerekli maddi desteği verdiği hususunda bilinçlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum.

 

UFAK TEFEK ŞEYLER

Hayatımızda ufak da olsa o kadar çok güzellikler vardır ki; ama bir her nedense bardağın hep boş kısmına bakarı. Bir öğrencimizin velisi görüşmek için geldi, ve ben "nasıl gidiyor, ali'nin durumu nasıl" diye sorduğumda; "iyi ama geçenlerde öğretmeni bir test yapmış otuz sorudan yedisini yapamamış bunun üzerinde akşam ali ile biraz konuştuk" dedi. Bakın çocuğunun yapamadığı kısımla uğraşıyor takdir etmek yerine eksik olduğu yöne enerjisinin akmasını sağlıyor. Aksine "aferin çocuğum otuz sorudan yirmi üç tanesini yapmışsın, bu ne kadar güzel bir şey" demesine çocuğunun o kadar ihtiyacı vardır ki; aileler bunun pek bilincinde değildirler.

Günlük yaşantımızda insanları, hayvanları ve bitkileri sevmemiz için birçok neden varken; ufak tefek şeyler yüzünden bunların farkına bile varamıyoruz. Sağlıklı olduğunuz için mutlu olduğunuz oldu mu hiç, ya da güneşin doğuşunu izledin mi veya elinizdeki bir bardak çayı güneşin batışını izlerken içtiniz mi hiç, yada çimenlerin üzerine uzanıp da gökyüzünün maviliğini izlediniz mi, çocuklarınızla akşamları birkaç saat çocuk oldunuz mu, eşinizi alıp bir parkta yalnız başına yürüdünüz mü hiç?

İşte buna benzer o kadar çok güzellikler var ki; kırmızı ışıkta beklerken oflarız pufları canımız sıkılır; ama nedense son model bir otomobilin içinde olduğumuz hiç aklımıza gelmez.

Sahip olduğumuz ufak tefek de olsa güzelliklerin değerini bilelim yine ufak tefek şeyleri sorun ederek anımız mahvetmeyelim.

İnsanın anını çalan iki şey vardır. Birincisi pişmanlıkların ve keşkelerin olduğu geçmişimiz diğeri de kaygılarımızın olduğu geleceğimizdir. Geçmiş geride kaldı dönüp değiştiremeyiz sadece kafamızda bir klasör açıp tecrübelerimizi oluştururuz. İnsan hata yapabilir ama önemli olan o hatayı tekrar etmemektir. Gelecek için ise yapmamız gereken en önemli şey hedefimizi belirleyip anımızı ona göre geçirmektir.

Adler'ın finalizm diye bir kavramı var ve şunu ifade ediyor: "insanın hedefleri anını belirler"  hedefi olmayan bir insan bir boşluktadır ve ne yapacağını tam manasıyla kestiremez.

Kısacası mükemmellik ve başarı ayrıntılardadır; yani benim deyimimle ufak tefek şeylerdedir. Büyük işleri başaran insanların küçük işleri titizlikle yaptıkları görülmüştür.

 

BİLİNÇALTI

Bilinçli yanımız olduğu gibi bir de bilinçaltımız vardır. Kaynağı hayallerimiz ve düşüncelerimizin olduğu bir yanımız. Ve bu yanımızın öyle güzel bir zaafı vardır ki; gerçekle hayali ayırt edemez. Yani bilinçaltımıza ne gönderirsek veya mesajları nasıl gönderirsek onu yapmak ya da ispatlamak için uğraşır.

İnsan bilinçaltıyla çok şeyi başarabilir diye düşünüyorum. Bilinçaltımıza neyi ekersek onu biçeriz.

Fakat öyle  de bir yönü vardır ki gerçek veya hayal; olumlu veya  olumsuz neyi gönderirsek onu gerçekleşmesi için uğraşır. Yani olumlu şeyler kadar olumsuz şeyler içinde çaba sarf ediyor.

Biz tabii ki bunun olumlu yönlerini kullanmalıyız. Uyku problemi olan bir öğrencim vardı; sabah kalkarken problem yaşadığını söylüyordu. Önce şunu sordum, gece yatmadan önce ne düşünüyorsun? "ya işte sabah kalkabilirsem dershaneye giderim" diye düşünüp yattığını söyledi. Verdiği cümleden  de   anlaşılacağı üzere bilinçaltına tereddütlü bir mesaj gönderiyordu. Daha sonra bu mesajları değiştirdik. Onun yerine "sabah yedide kalkacağım" diye bir mesaj yerleştirdik ve kısa zamanda sorun çözüldü.

Bilinçaltımızın çalıştığı iki önemli zaman vardır. Birincisi gece yatmadan önceki hayal ve düşüncelerimiz; ikincisi de sabah gözlerimizi açtığımız andır. Yani bilinçaltımız bu vakitlerde gönderilen mesajlara daha açık olmaktadır.

Bilindiği gibi insan enerjisinin % 35 i geçmişte; % 30 u şimdide; % 35 ide gelecekte olur. Geçmişteki pişmanlıklar, gelecekte ise kaygılar insanın bu gününün enerjisini çalmaktadır. İşte bilinçaltımızı kullanmamız gereken en önemli yerlerden bazıları da bunlardır. Yani geçmişteki ve gelecekteki enerjimizi düşünce  ve hayallerimizle şimdiye toplamamız gerekiyor.

Kısacası hepimizin içinde kullanılmayı bekleyen çok büyük bir güç  var; işte bu bilinçaltımızdır.

 

NLP NEDİR?

NLP, (Neuro Linquistic Programming) Beyin dilini programlama ya da  sinir dilini programlama anlamına gelmektedir

Üç aşaması vardır.Birinci aşama pratisyen, ikinci master, üçüncü ve en üst aşaması ise eğiticiliktir

Ne ilginçtir ki  NLP konusunda  eğitilmişlerin  yüzde 90 diğer mesleklerden insanlar.

NLP Psikolojik kökenli bir çok soruna gerçekten çözüm bulabiliyor, ben buna  şahit oldum.

Bir psikolojik danışman olarak kendimi bu yeterliği almak zorunda hissettim; Çünkü bir psikiyatristin ya da bir psikologun veya başka meslekten birinin NLP ile bizim birkaç seansta uğraştığımız sorunları  tek ya da iki seansta çözdüklerini gördüm, Hem de sorunu çözenlerin bu işle uzak yakın alakası yoktu.

            NLP ile  Psikolojik danışmayı birleştirip kıyasladım ve gerçekten müthiş bir sentez elde ettim.

NLP nin bilinçaltından yola çıkarak geçmişte bitirilmemiş işlerin veya etkisinde kaldığımız işlerin çözümünde oldukça etkili olduğunu gördüm.

Ben şimdilik pratisyenlik eğitimi alıyorum ve böyle bir kanıya vardım. Bütün arkadaşlarımızın bu konuda bilgili olması açısından ya da bilgisi olan arkadaşların düşüncelerini öğrenmek için bilgilerimi paylaşmak istedim.

 

BAKMAYIN – OKUMAYIN – YASAK

            Yasak kelimesi ve –ma , -me olumsuzluk ekleri söylenen şeyleri daha cazip hale getiriyor yada inadına yapmak gibi bir durum yaratıyor hayatımızda. Hipnotik dil dediğimiz dili kullanmak gerekiyor aslında ama bunu çoğumuz bilmiyoruz beklide ilk defa duyduk.

             Hipnotik dil, yapılmaması gereken şeylerin yerine, yapılması gereken şeyleri söylemektir. Örneğin “sus” ile “konuşma” aynı şeyi ifade eder ama insanlara yapması gereken şeyleri söylemek özelliklede çocuklarda emin olun daha etkili olacaktır. Bir diğer özelliği de olumlu cümlelerden oluşmasıdır. “Sinirli olmayacağım” ile “sakin olacağım” aynı şeyi ifade eder ama bilinçaltımız pozitif cümlelerden hareketle daha kolay programlanır.  

             Hipnotik dili hem kendimizle iletişimimizde yani bilinçaltımızla diyalogumuzda hem de diğer insanlarla olan diyalogumuzda kullanırsak emin olun farkı fark edeceğiz.

 

             Toplumumuzun en büyük problemlerinden birisi iletişim becerisi bilmemek ya da kullanamamak olsa gerek, hem kendimizle hem çevremizle. Bazen deriz ki “kimse beni anlamıyor” beklide biz kendimizi ifade edemiyoruz. Çözüm yolu, önce kendinizden başlamak olmalıdır, yani insan önce kendisiyle barışık olmalı ve iletişim becerisine sahip olmalı ki sonra diğer insanlarla iyi bir iletişim kurabilsin.    

           Yolda sokakta herkese merhaba, günaydın, iyi akşamlar, nasılsınız... gibi terimlerle yaklaşmak gerçekten de insanın o günkü performansına yansıyor. Sokağı temizleyen görevliye "merhaba sizin sayenizde gerçekten her taraf ter temiz, kolay gelsin" demek o insanın bir gününün çok iyi geçmesine neden olacağına emin olabilirsiniz.

          Evet, kısacası iyi görünmek ya da görmek için iyi düşünmeli ve iyi şeyler söylemeliyiz. İnanın diliyle çözemeyeceği şey yoktur, yeter ki yöntemini bilsin. Peki, nedir yöntem derseniz, birkaç kelimeyle “gerçek, samimi ve açık” konuşmaktır.